MENİSKÜS YIRTIKLARI
Prof.Dr.Mehmet S.Binnet
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi
Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı
Menisküsler insanda evriminin en üst düzeyine ulaşmışlardır.
Görevleri eklem fonksiyonlarının sorunsuz devamı için vazgeçilmezdir. Menisküslerin
çok yönlü fonksiyonlarının önemi,son yıllarda giderek artan klinik ve deneysel
çalışmalar sonrasında daha da belirginleşmiştir.
Anatomik Yapılanma :
Menisküsler tibianın platosuna yerleşmiş, bikonkav fibrokartilaj
disk yapısındadır. Kesitleri yarımay biçiminde olan menisküslerin periferik
kısımları kalın ve konveks olup içe doğru üçgen biçiminde uzanırlar . Ve tibia
platosunun üçte ikisini örtecek şekilde eklemin merkezine doğru incelerek devam
ederler .
Kesitleri üçgen biçimde olan menisküsler tibia platosuna
iki fibröz uçla veya boynuzla tutunurlar. Medialde olan iç menisküs,
lateraldeki ise dış menisküs olarak isimlendirilir. Medial meniskus
C şeklinde bir yapıya sahip olup çapı lateral meniskusa oranla daha geniştir.
Dış menisküs daha kalındır ve boynuzları birbirine daha yakın konumda olup
tama yakın bir daire oluşturur.
1980 li yılların başına kadar menisküsler tamamen avasküler
olarak bilinirdi. Menisküslerin vasküler yapılanması,1982 yılında Arnoczky'nin
çalışmalarıyla belirli temellere oturmuştur. Vasküler penetrasyon iç menisküsün
%10- 30'una, dış menisküsün ise %10-25'ine kadar yayılır. Bu alanın dışındaki
menisküs bölümü avaskülerdir ve oluşabilecek patolojilerde fibroblastik iyileşme
potansiyeli yoktur.
Fonksiyonel Yapılanma
Menisküsler diz eklemi ekstansiyona getirildiğinde öne, fleksiyonda
ise arkaya doğru bir kayma hareketi yaparak femur ve tibia arasındaki uyumun
devamını sağlarlar.
Menisküslerin fonksiyonel yapılanması içerisinde diğer bir
görevleri ise yük iletimidir. Biomekanik çalışmalar menisküslerin %40-90'a
varan oranlarda yüklenmeyi eklemin karşı yüzeyine ilettiğini göstermiştir.
Menisküslerin temel fonksiyonlarından bir diğerini ise eklem stabilitesine yaptığı
katkılar oluşturur. Menisküslerin tüm düzlemler içerisinde, özellikle rotasyonel
stabilizatör etkileri vardır.
Ayrıca meniskusların görevleri arasında eklem sıvısının eklem
içine homojen olarak dağılmasına da yardımcı olmakta vardır.
Yaralanma mekanizmaları
Meniskuslara yönelik yaralanma %95'i indirekt (non-kontakt)
mekanizmalarla olarak gelişir. Direkt mekanizma ile meniskus yırtığı %5 sıklıkla
gelişir . Dize gelen direkt darbe veya trafik kazaları sırasında gelen yüklenmeler
meniskuslarda yırtıklara yol açabilir. Ancak bu tip yaralanmalara sıklıkla
tibia plato kırıkları eşlik eder. İndirekt yaralanma mekanizları ile fizyolojik
sınırların üstündeki varus,valgus ve rotasyonel yüklenmeler menisküsün hareketlerini
engelleyerek yırtık oluşmasına neden olur. Bu sık olarak eklem içine kaymış
meniskusun ani bir hareket değişikliği sonucu femur kondiliyle ile tibia platosu
arasına sıkışması ile olur. Bu şekilde meniskus yırtığı oluşmasında aşırı rotasyon
ile fleksiyon-ekstansiyon hareketlerinin kombinasyonu ön planda gelir ve genelde
meniskus yırtıklarının büyük bir bölümü bu mekanizma ile gelişir.
İndirekt mekanizma ile meniskus yırtığı oluşmasına en açık
örnek sporcularda ayağın kranponlu ayakkabılar ile zeminde sabit tutulduğu
sırada, semifleksiyondaki diz üzerinde uyluğun aşırı rotasyonudur. Aynı
şekilde günlük yaşamda karşılaşılabilecek ayak sabit dururken buna bağlı uyluğun
veya vücudun ani ve süratli bir şekilde dönmesi menisküs yırtığı oluşması için
risk oluşturur. Bu mekanizma dizleri üzerinde oturarak çalışan kişilerde veya
sürekli çömelerek çalışmak zorunda olanlarda da sıkça gelişir..
Sunulan bu yaralanma mekanizmalarıyla tüm yırtık formlarının
açıklanması güçtür. Bir menisküs yaralanması veya yırtılmasının nedenlerinin
çok yönlü olduğu unutulmamalıdır. Menisküs yırtıklarının lokalizasyonuna, tipine
veya etiyolojisine göre çeşitli sınıflandırılmalar yapılmıştır. Ancak en yaygın
kullanılan sınıflandırma cerrahi sırasında gözlenen bulgulara göre yapılandır.
Bu yüzden yırtıklar morfolojisine göre sınıflandırılır. Tibia platosuna
paralel yırtık hattı olanlar horizontal, dik yırtık hattı içerenler
ise vertikal yırtık olarak isimlendirilir. Vertikal yırtıklar menisküsün
ortasına veya periflerine uzandıklarında radial yırtıklara, ön arka
planda uzandıklarında ise longitudinal yırtıklara yol açarlar. En sık karşılaşılan
yırtık şekli uzunlamasına yani longitudinal yırtıklardır. Longitudinal yırtıklar menisküsün
posterior undan başlar ve giderek öne doğru uzanarak kova sapı yırtığı olarak
isimlendirilen yırtığa dönüşür. Kova sapı yırtığı ise meniskus semptomatolojisinin
en tipik bulgusu olan kilitlenmeye yol açar.
MENİSKÜS YIRTIKLARINDA TANI :
Tanıya anammez ,fizik muayene, meniskusa yönelik özel testler,
radyo - diagnostik yöntemler ve artroskopiyle ulaşılır.
Menisküs yırtıklarının büyük çoğunluğunda ağrı, şişlik ve
kilitlenme gibi üç ana bulgu vardır.
Kilitlenme :
Tanı açısından anamnezin en tipik bulgusudur Dizin değişik
fleksiyon derecelerinde mekanik olarak takılıp hareket etmemesi olarak tanımlanır.
Kilitlenme bulgusunda öncelikle menisküs yırtığı düşünülürse
de, aynı tabloyu taklit eden eklem fareleri ve intraartiküler yerleşimli patolojilerden
ayırıcı tanısının yapılması gereklidir.
Ağrı:
Pratikte her menisküs yırtığında, yırtık tarafta lokalize
olmak üzere ağrı vardır
Effüzyon :
Sinovyanın irritasyonu sonrasında reaksiyonel olarak oluşur
ve kesin tanıya yönelik sınırlı bir bulgudur. Menisküs yırtıkları için tipik
olan sinovial irritasyon sonrasında hidroartroz niteliğinde sıvı toplanmasıdır.
Sıvının niteliği eklem sıvısı özelliklerinde olup, yaralanmayı takiben 24-48
saat sonra gelişir.
Fizik muayene bulguları :
Menisküs patolojilerinde tanıya yönelik en önemli klinik
muayene bulgusu eklem hattı boyunca lokalize edilen hassasiyettir.
Bu bulguların yanı sıra, menisküs yırtığını ortaya koyabilmek
için çok sayıda muayene testi bildirilmiştir ve halen tanımlayanların adı ile
anılmaktadır. Meniskus testleri içerisinde Mc Murray, Apley ve Ege testleri en
yaygın kullanılanlardır.
Radyo diagnostik muayene:
Rutin uygulamada içerisinde klasik radyolojik tetkikler ön
-arka ,yan ve tanjansiyel grafiler olarak yapılır. Bu grafilerde menisküsler
görüntü vermese de, ayırıcı tanı açısından gereklidir. Çünkü meniskus semptomatolojisini
taklit eden osteokondritis dissekans ve osteokartilajinöz serbest cisimlerin
tanısında yardımcı olur.
Artrografi geçmişte yaygın olarak kullanılmış olsa da, günümüzde
invaziv olmayan yöntemler tercih edilmektedir. Tanıya yardımcı olmak için radyo-diagnostik
alanda günümüzün teknolojik gelişmeleri ile donatılmış çeşitli yöntemler vardır.
Bunlar içerisinde bilgisayarlı tomografi ve doğruluk yüzdesi diğerlerinden
daha fazla olan manyetik rezonans görüntüleme (MRG) günümüzde en tercih edilen
yöntemlerdir. Manyetik rezonans görüntüleme ile %72-93 lük oranlarda doğru
tanıya yardımcı olunur.
Artroskopi :
Menisküs lezyonlarında kesin tanı ,eklem içi yapıların direkt
görünüşünü sağlayan artroskopi ile mümkün olmaktadır. Artroskopi, diz
içindeki patolojilerde, güvenilir ve yüksek oranda doğru tanı sağlayan ve de
morbiditesi, komplikasyonları az olan bir yöntemdir. Yöntemin tekniği 4,5 mm
lik skopla, diz içine girilmesi ile gerçekleştirilir. Işık kaynağından sağlanan
ve fiberoptik bir sistemle eklem içinin aydınlatılmasından sonra , sıvı ortamda
eklem içi anatomik yapılar veya patolojiler direkt görüş altında izlenilir
. Son yıllarda artroskopi dizin travmatik kökenli tüm patolojilerinde rutin
olarak uygulanmaktadır . En büyük yararı ise, doğru tanı konulabilmesi ile
gereksiz cerrahi girişimlerin önlemesidir . Ayrıca çocuktan erişkine kadar
uzanan geniş yaş sınırlarında uygulanması, patolojilerin boyutlarının ortaya
konulması diğer avantajlarındandır. Minimal invaziv bir girişim olan artroskopinin
görüntülerinin monitörler yardımıyla izlenerek cerrahi girişi yapabilme olanağı
yöntemi popüler kılmıştır .
MENİSKÜS LEZYONLARINDA TEDAVİ :
Akut bir diz travmasını takiben, dizdeki patolojilerin tanısı
konulana kadar ki ilk tedavi konservatif olmalıdır. Hastanın dizi akut yaralanmayı
takiben gerek anestezi altında, gerek anestezisiz yapılan muayenelerinde kapsül-bağ
yapısı sağlamsa, radyolojik olarak bir patoloji görülmüyorsa, konservatif yöntemlerle
tedaviye devam edilir. Öncelikle ekstremite yükten arındırılarak, istirahata
alınır. Bu dönem içerisinde öncelikle diz ekleminin immobilizasyonu veya istirahatı
dizdeki travmatik bulgularının gerilemesi hedeflenir.
Semptomatik tedavi medikal olarak antienflamatuvar ve analjezik
ilaçlarla sağlanılır. Akut belirtilerin azalmasından sonra diz eklemi dikkatlice
muayene edilir ve bulgulara göre tedavinin gidişi saptanır. İlk tedavi yaralanmanın
şiddetine bağlı olarak ortalama 10 ila 21 gün sürdürülür. Bu süre sonrasında
yük verilir.
Bundan sonraki aşamada dizde lokalize palpasyon ağrısı devam
ediyor ancak, bağ sistemi sağlamsa, kilitlenme ve hidroartroz yoksa konservatif
tedaviye devam edilir. Dize elastik bandaj veya dizlik sarılır. Hastanın sportif
aktivitelerine ara vermesi söylenir ve progressif quadriceps egzersizlerine
devam edilerek hasta izlenir .
Ancak tanı yöntemleriyle aydınlanamayan, vasküler alandaki
1cm lik longitudinal yırtıklar ve menisküs kalınlığının %50 sine uzanmayan
parsiyel yırtıklarda konservatif tedavi uygulanır.
Cerrahi Tedavi :
İlk tedaviyi takiben tekrarlayıcı ağrı ve süreğen effüzyonlar
ve de kilitlenme gibi semptomlar günlük veya sportif yaşamı engellemeye başladığı
anda menisküse yönelik cerrahi tedavi gereksinim başlamıştır. Meniskus yırtıklarının
tedavisinin cerrahi olacağı görüşü ağırlıklı olarak benimsenmiştir. Ancak günümüzde
diz ekleminin yönelik cerrahinin en önemli parçasını menisküslerin korunması
oluşturmaktadır. Meniskusların cerrahi olarak çıkarılması yani menisektomiler ,
meniskusun bütünü çıkarılmasını içeren total menisektomiler veya yalnız
yırtık parçasının çıkarılmasını içeren parsiyel menisektomiler şeklinde
yapılır. Parsiyel menisektomilerde amaç yırtık veya patolojik menisküs bölümünün
ortamdan uzaklaştırmasıdır. Yeterli cerrahiyi takiben semptomatoloji ortadan
kalkar ve tatminkar bir sonuca ulaşılır.
Periferik yırtıklarda yırtığın dikişlerle tespit edilerek meniskus
tamirleri cerrahi tedavinin ikinci ayağını oluşturmaktadır. Ancak yalnızca
vasküler alandaki periferik yırtıklarda tamir olanağı vardır .
Menisküs tedavilerindeki son aşama menisküs transplantasyon larıdır.
Daha önce menisküsü alınmış hastalarda gelecekte karşılaşılacak dejeneratif
değişiklikleri önlemek ve diz stabilitesine olan katkılarına tekrar kazanabilmek
için alternatif bir yöntemdir. Son yıllarda giderek uygulama alanı bulan transplantasyonda
ilke, kadavradan alınan menisküs dokusunun transplante edildiği yeni dizde
de canlılığını sürdürmesidir. Bu konuda yapılan çalışmalar taze dondurulmuş
menisküslerin bu ilkeye yardımcı olduğunu göstermiştir. Halende uygulamakta
olduğumuz transplantasyonlardaki kişisel deneyimlerimiz ve yayınlar transplantasyon
sonuçlarını umut verici olduğunu göstermiştir.
Post Operatif Rehabilitasyon :
Artroskopik parsiyel menisektomi sonrası yapılan rehabilitasyonda,
dizdeki effüzyonun azaltılması, kas kuvvetinin yeniden sağlanması ve spora
mümkün olduğunca erken dönüş hedeflenmektedir. Erken hareket ve yük verme temel
ilkedir.
|