DİZ BAĞ YARALANMALARI
DİZ BAĞ LEZYONLARI
Prof. Dr. Mehmet S. Binnet
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi
Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı
Diz bağlarının primer fonksiyonu femurla tibia arasındaki
hareketleri sınırlamaktır. Çevre kapsül ve bağlar dizin stabilizatör veya destek
yapılarını oluştururlar. Cerrahi anatomik özellikleri, yüklenmelerdeki konumu
ve fonksiyonel yapılarından dolayı dizin stabilizatör yapılarını 4 lü kompleksler
olarak ele alınmaktadır. Günümüzde diz travmalarına tanısal yaklaşım yapabilmek
için anatomik yapıların bu şekilde öğrenilmesinde fayda vardır.
Sınıflandırmalara göre intraatiküler stabilizatörler;
Ön çapraz bağ: ACL
Arka çapraz bağ: PCL
İç menisküs: MM
Dış menisküs: LM
Ekstaartiküler stabilizatörler :
Medial 4 lü
----------------
İç yan bağ:
Posterior oblik ligament:
Semimembranozus kası
Pes anserinus |
MCL |
Lateral 4 lü
----------------
Dış yan bağ:
Popliteus kası
Biceps kası
İlio-tibial band |
LCL |
Eklem içi veya intraartiküler stabilzatörler ,ön ve arka
çapraz bağlar ve iç ve de dış menisküslerdir.
Ön çapraz bağ yetişkinlerde yaklaşık 4 cm uzunluğunda
ve 1cm genişliğinde intraartiküler bir yapıdır. Ön çapraz bağ eminentia interkondilaristen
başlayıp dış kondilin iç yüzüne yapışır. Tibia platosunun arkasından başlayıp
femur iç kondilinin iç yüzüne yapışan bağ ise arka çapraz bağ olarak
isimlendirilir. Bu bağlardan birinin herhangi bir şekilde kaybı, tibia ile
femur arasında istem dışı ön-arka translasyona yol açar.
Medial dörtlünün en üstünde yer alan ve dizi içten destekleyen
ana yapı, iç yan bağ veya medial kollateral ligamenttir. Kondilerden başlayıp
tibianın anterior yüzüne uzanan 10 cm uzunluğunda 1.5 cm genişliğinde bir bağdır.
Bu yapı valgus ve rotasyonel yüklenmelere karşı primer stabilizatördür.
Lateraldeki stabilizatör dörtlünün temel elamanını lateral
kollateral ligament veya dış yan bağdır. Lateral femoral epikondilden başlayıp
fibula bağına yapışan bu bağ, medialden farklı olarak ince bir yapıdır.
Yaralanma mekanizması :
Diz hareketleri içerisinde yukarıda, sunduğumuz anatomik
yapılar özellikle ekstansiyon ve nötral pozisyonda gergindirler. Diz ekleminin
bağları genellikle sportif aktiviteler sırasında fizyolojik sınırların üstünde
yüklenmelerle karşılaşılır. Çünkü eklemin rotasyon kabiliyetindeki aşırı zorlamalar
dizdeki yaralanma mekanizmalarının odak noktasını oluşturmaktadır.
Dizde yaralanma mekanizmaları şu şekilde sıralanabilir.
- Hiper ekstansiyon
- Hiper fleksiyon
- Zorlayıcı içe rotasyon
- Zorlayıcı dışa rotasyon
- Varus zorlaması
- Valgus zorlaması
- Fleksiyon, valgus, dış rotasyon
- Fleksiyon, varus, iç rotasyon
- Ön panel travması
Fizyolojik yüklenmelerin üzerindeki fleksiyon-valgus dışa
rotasyon, fleksiyon-varus-içe rotasyon, zorlamaları en sık yaralanmaya yol
açan zorlamalardır. Fleksiyon, valgus, dışa rotasyon zorlanmasıyla öncelikle
medialdeki anatomik yapılar daha sonra ön çapraz bağ ve de iç meniskus zedelenir.
Fleksiyon-varus içe ratosyonla zorlaması ile dış yan bağ veya lateral collateral
ligament ve de lateraldeki yapılar yaralanma riski taşırlar.
Etyopatogenez :
Travmatik lezyonlar tek başına olabildiği gibi, bir arada
veya birbirinin devamı şeklinde de izlenebilir.
Burkulma veya zedelenme (sprain) ise bir kemikten
diğer bir kemiğe uzanan bağların yaralanmalarıdır.
Konnektif doku yapısında olan bağ lezyonları üç grupta incelenir.
1'ci dereceli bağ lezyonları; bağın az sayıda liflerinde
veya mikroskobik düzeyde kopma vardır. Bağın bütünlüğü bozulmamıştır. Bu bölgede
lokal duyarlılık, çok az kanama ve şişlik vardır. Fakat instabilite yoktur.
2'ci dereceli bağ lezyonları ; bağın çok sayıda liflerinde
veya mikroskobik düzeyde kopma vardır. Eklemde daha çok reaksiyon vardır ve
de duyarlılık oluşur. Semptomlar daha gürültülüdür. Oluşan foksiyonel bozukluluğuna
karşın instabiliteye yoktur ancak eğilim vardır.
3'cü dereceli bağ lezyonları ; .bağın bütünlüğü ortadan
kalkmıştır. Semptamatoloji, fonksiyonel bozukluk ve instabilite belirgindir.
Bu grup yaralanmalardaki instabilite stress testleriyle alt gruplara ayrılarak
grupta incelenir. Laksiditenin klinik tanımı klinik stabilite testleriyle ortaya
konulur.
İnstabilitenin klinik değerlendirilmesi:
Hafif : 1+ eklemde 3-5 mm arası açılma veya ayrılma
orta : 2+ eklemde 5-10 mm arası açılma veya ayrılma
belirgin : 3+ eklemde > 10 mm arası açılma veya ayrılma
TANI :
Bulgular :
Akut yaralanmayı takiben dizdeki hassasiyet ve duyarlılık
yaralanma yeri ve eşlik eden patolojiler konusundaki ilk bilgileri verir.
Çapraz bağ yaralanmalarının temel bulgusu hematrozdur. Hemartrozun
ortaya çıkma süresi tanıya götürücü bulgular verir. İlk 6 ila 12 saatte oluşan
ve oluştuğu andaki aktivasyonun devamını olanaksız kılan eklem şişlikleri hemartrozu
düşündürür. Etyopatogeneze yönelik çalışmalarda hemartroz, % 70- 75 oranında
ön çapraz bağ, % 5 oranında da arka çapraz bağ kopuklarından kaynaklanmaktadır.
Hemartrozun öncelikle çapraz bağ kopukluğunu, düşündürürse de osteokondral
kırıklar, menisküsün damarsal bölgesinin yırtığı ve eklem kapsülünün derin
tabakalardaki yırtığı da unutulmamalıdır.
Kronik instabil dize sahip olgular aktif diz kontrolü yapılamazlar.
Bu çerçevede ayağın zemindeki stabilizasyonu ve diz üzerinde yapılan rotasyon
hareketlerinin gerçekleşmemesi vardır, çünkü instabilite ile dizin rotasyon
merkezi değişmiştir. Bu bulguların varlığı ani duruşların yapılamasını engeller.
Yaralanma sonrası gözlenen bulguların varlığından sonra patolojinin
boyutlarını değerlendirebilmek için stabilite testlerinin bulgularına gereksinim
vardır.
Akut olgularda dizin 30 derecede fleksiyonda yapılan Lacmann
testi, ön çapraz bağ için en güvenilir stabilite testidir. Ön çapraz
bağın kopukluğuna yönelik olarak gerçekleştirilen ikinci test, 90 derecede
yapılan ön çekmece testidir. Her iki testin mevcudiyeti, ön çapraz
bağ kopukluğunun tanısında yeterli sonuç verir.
90 derecede yapılan testte yüklenme arkaya doğru verilirse
buna, arka çekmece testi denilir ve arka çapraz bağın muayenesine yönelik
olarak yapılır. Arka çapraz bağ kopukluklarında diz 90 derece fleksiyonda karşı
dize göre posteriora doğru kayar ve inspeksiyonda bu bulgunun gözlenmesi klinik
tanı içinde yol göstericidir.
Ön çapraz bağ kopukluğunun günümüzdeki en güvenilir tespiti,
dinamik öne subluksasyonun testinin varlığı ile olmaktadır. Pivot - Shift
testi olarak bilinen bu muayeneden daha gerçekçi sonuçlar elde edebilmek
için anestezi altında yapılması idealdir. Testin pivot - shift ve ters pivot
- shift şeklinde uygulamaları gerek çapraz bağ gerekse eşlik eden patolojilerini
tanısına ulaşmamızı sağlar.
Medila ve lateral stabilizatör yapıların muayenesine yönelik
olarak gerçekleştirilen testler valgus stress ve varus stress testleridir. Valgus
stress testi ile valgus yüklenmelerine karşı primer stabilizatör olan iç
yan bağın muayenesi yapılır. Bu teste 20 derece fleksiyonda gerçekleştirilir. Varus
stress testi de yine aynı fleksiyon derecesinde ve dışa doğru verilen yüklenme
ile yapılır. Yine bu muayenede de dış yan bağın sağlıklı olup olmadığı ortaya
konulur.
Klinik yaklaşımdan sonra radyodiagnostik tetkiklere gereksinimim
vardır. Bu çerçevede her travmatik diz patolojisinde olduğu gibi ön-arka, yan
ve tanjasiyel grafiler çekilir. Bu şekilde bağ patolojilerinin kemik ayrılmalar
ile birlikte olup olmadığı ortaya konulur. NMR ın yumuşak doku patolojilerindeki
tanısal üstünlüğü bilinmektedir. NMR özellikle ayırıcı tanıda, patolojinin
boyutlarının ortaya konulmasında ve de eşlik eden lezyonların tespitinde yararları
vardır. Bu şekilde bağ patolojilerinin güçlü klinik bulguları desteklenebilir.
Diz yumuşak doku patolojilerinde tanı klasik yaklaşımları
içerisinde yapılır. Kesin tanı öykü, klinik bulgu ve stabilite muayeneleri,
radyolojik bulgular ve son olarak ta artroskopi ile konulur. Artroskopi ise
dizdeki bağ patolojilerinin tanısında tartışmalı olgularda yardımcı olur.
Tedavi :
Travmatik kökenli diz patolojilerinin tedavisindeki ilk adımı
bacağın dinlendirilmesi oluşturur. Öncelikle yaralanmayı takiben diz immobilize
edilerek istirahata alınır gereklidir. Diz ve çevresi elastik bandajla sarılır.
Dize ilk 48 saat soğuk komress uygulanır. Bu şekilde travmanın ilerleyici etkilerinden
korunmuş olur. Ayrıca medikal olarak antienflatuvar ve analjezik ilaçlarla
semptomların azaltılması hedeflenir.
Yukarıda sunulan ilk tedaviyi takiben, yaralanmış dizde yapılacak
ikinci aşama klinik muayene bulgularını yardımıyla klinik ön tanıya yönelmektir.
Tanı konulmaksızın, uygulanan immobilizasyon 48- 72 saati geçmemelidir. Günümüzde
travmatik bir dizin tedavisinde öncelikle, eksremitenin hareket yeteneğinin
tekrar kazanılması ve de alt ekstremite kontrollünün sağlanması esastır.
Bu yüzden uygulanan ilk semptomatik tedavi, bulgulara göre
2 ila 3 haftaya kadar uzatılabilir. Bu süre içerisinde diz eklemini yüklenmelerden
korumak için koltuk değneği verilebilir. Bu süreç içerisinde Quadriceps egzersizlerine
erken başlanmalıdır. Özellikle egzersizlerle quadrisepsi tonus ve kontraksiyon
bakımından canlı kalmasını sağlanılır. Bundan sonraki tedavinin belirlenmesi;
yaş, aktvasyon seviyesi, instabilitenin boyutları, eşlik eden patolojiler ve
genel laksidite olup olmamasına göre değişir.
Örneğin eşlik eden patolojiler arasında kemiksel kopma ile
birlikte görülen bağ lezyonları erken cerrahi tedavi endikasyonu doğurur. Eminentia
interkodillariste kopma kırıkları eklem içi kırık tedavi prensipleri içerisinde
tedavi edilirler. Aynı şekilde arka çapraz bağın yapıştığı kemikteki ayrılmanın
10 mm den fazla olması cerrahi tedavideki temel kritemizdir. Posteriordan yapılan
girişimle kırık hattının ortaya konulmasından sonra spongioz vidalarla tespit
günümüzdeki tedavi yöntemidir.
Diğer yaralanmalarda tedavi yönteminin belirlemedeki etkin
değişkenlerden yaş ve aktivasyon seviyesi oluşturur. Örneğin ön çapraz bağ
kopukluğu sonrası sportif aktivasyonları sırasında, zıplama, dönme, ani duruşlarını
içeren hareketlerde semptomlar daha belirginleşir. Tedavi alternatiflerimizden,
konservatif yöntemler ön çapraz bağ için tam çözüm olmamaktadır. Çünkü bağın
kendiliğinden iyileşme kapasitesi büyük oranda yoktur. Bu yüzden tedavide aktif
yaklaşımlara gereksinim vardır.
Son yıllarda ön çapraz bağın tedavisinde cerrahi yöntemler
tercih edilmektedir. Özellikle patellar tendon orta 1/3 kısmın kemik bloklu
serbest greftleri ile yapılan tamir yöntemleri en popüler olandır. Ön çapraz
bağın yerine ligamentum patellanın 1/3 orta bölümünün artroskopik yöntemle
tamiri, altın standart olarak kabul edilmektedir. Tedavi alternatiflerimizden
konservatif yöntemler günümüzde özellikle iç yan bağ ve kapsüler lezyonlarının
tedavisinde tercih edilmektedir. Bunun istisnası menisküsün iç yan bağ dan
longitudinal ayrılmasıdır ki artroskopik olarak cerrahi tedavisi mümkündür.
Lateral kollateral bağ veya dış yan bağın yaralanmaları,
primer tedavi olarak anatomik onarım gerektirir. Cerrahi ne kadar erken uygulanırsa
anatomik bileşenleri belirlemek ve primer onarım yapmak da o kadar kolay olur.
Kronikleşen olgularda lateral yapılar için sekonder tamir gerekebilir.
|